İçeriğe geç

Hangi kemikler oynamaz ?

Hangi kemikler oynamaz? (Ve ben neden bunu İzmir’de 3 saat düşünmüş olabilirim)

Değerli Tomm okurları, bu makalemizde “Hangi kemikler oynamaz” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.

İzmir’de yaşayınca insanın gündemi biraz garipleşiyor. Bir gün Kordon’da yürüyüp denize karşı “hayat ne kadar hafif” diyorsun, ertesi gün markette peynir fiyatına bakıp “iskelet sistemim bile bu enflasyona dayanamaz” noktasına geliyorsun. İşte tam böyle bir ruh halinde, bir arkadaşımın “Hangi kemikler oynamaz?” diye sorusuyla kendimi bir anda yarı anatomi hocası, yarı mahalle esnafı, yarı da felsefeci gibi hissettim.

Sorunun kendisi basit gibi duruyor ama insanın kafasında açtığı dosyalar inanılmaz: “Kemikler oynar mı?”, “Ben şu an kaç kemiğimi fark etmeden kullanıyorum?”, “Diz kapağım bana kırgın mı?” gibi varoluşsal sorgulara kadar gidiyor.

Gelin bu konuyu hem bilimsel hem de İzmir sıcağında erimeyen bir mizah eşliğinde konuşalım.

İskelet sistemine kısa ama duygusal bir bakış

İnsan vücudu yaklaşık 206 kemikten oluşuyor. Ama bu kemikler Marvel filmindeki ekip gibi sürekli hareket halinde değil. Bazıları var ki adeta “ben bu drama işlerine girmem” deyip sabit kalmayı tercih etmiş.

Şimdi dürüst olalım: hepimiz hayatında en az bir kez aynaya bakıp “benim içimde bu kadar parça ne arıyor?” diye düşünmüşüzdür. İşte o parçaların bir kısmı gerçekten taş gibi sabit.

Hareketli kemiklerle olan toksik ilişkimiz

Dizimiz, dirseğimiz, parmaklarımız… Bunlar sürekli hareket halinde. Sabah kalkıyorsun, esniyorsun, “klik klik” sesler geliyor. İnsan bir süre sonra şüpheleniyor:

— “Bu ses benim kemiklerimden mi geliyor yoksa evin tesisatı mı?”

Ama işte bazı kemikler var ki, onlar hiç böyle şovlara girmiyor.

Hangi kemikler oynamaz? Asıl sakin tayfa burada

Şimdi gelelim konunun kalbine. “Hangi kemikler oynamaz?” sorusunun cevabı aslında vücudun stabilite mimarisiyle ilgili. Yani bazı kemikler hareket etmek için değil, sistemi ayakta tutmak için var.

1. Kafatası kemikleri (sütürler): Drama yok, birleşme var

Kafatası kemikleri çocuklukta birleşmeden önce biraz hareketli olabilir ama yetişkinlikte işler ciddileşiyor. Bu kemikler sütür adı verilen dikiş benzeri yapılarla birbirine kenetleniyor.

Bunu şöyle düşün: İzmir’de eski bir apartman var, yıllardır tadilat görmüş ama kolonlar birbirine öyle bir kenetlenmiş ki, kimse kıpırdayamıyor. İşte kafatası tam olarak bu.

Bir arkadaş ortamında bunu anlatırken genelde şöyle tepkiler geliyor:

— “Kafam neden sabit ya?”

— “Çünkü içeride çok değerli bir şey var, sallamaya gelmez.”

Ve evet, beyin gibi oldukça önemli bir organı koruduğu için kafatası kemikleri hareket etmez.

2. Sakrum (kuyruk sokumunun üst kısmı): Emekli memur gibi sabit

Omurganın alt kısmında yer alan sakrum kemiği, birkaç omurun birleşmesiyle oluşur ve neredeyse tek parça gibi davranır. Hareket kabiliyeti yok denecek kadar azdır.

Bunu en iyi şöyle anlatabilirim: Sakrum, sabah erken kalkıp “ben artık emekliyim, kimse bana mesaj atmasın” diyen eski bir memur gibi.

İzmir’de sahilde yürürken bazen bel ağrısı hissediyorsan, sakrumun sana verdiği mesaj şudur:

— “Genç, biraz yavaş.”

3. Kuyruk sokumu (koksiks): Minimalist yaşam tarzı

Kuyruk sokumu da birkaç küçük omurun birleşmesiyle oluşur ve hareket kabiliyeti oldukça sınırlıdır. Oturduğunda hatırlarsın, hatırlamazsan o seni hatırlatır.

Bir kafede uzun süre oturup sohbet ederken bir anda:

— “Of belim…”

— “Hayırdır, koksiks konuştu.”

Bu kemik adeta minimalist yaşam tarzını benimsemiş durumda. “Az hareket, çok stabilite” mottosuyla yaşıyor.

İzmir’de kemik farkındalığı geliştirmek

Şimdi biraz günlük hayata dönelim. Çünkü teori güzel ama pratikte işler farklı.

Geçen gün Alsancak’ta yürürken bir arkadaşım dedi ki:

— “Sen neden bu kadar dik yürüyor gibisin?”

— “Kafatasım sabit, sakrumum kararlı, ben başka nasıl yürüyeyim?”

İnsan bazen farkında olmadan kendi iskelet sistemini karakter analizi gibi anlatabiliyor.

Kemiklerin sosyal hayatı olur mu?

Olmaz gibi görünüyor ama aslında var. Mesela hareketli eklemler sürekli bir “aktivite” halinde. Ama o sabit kemikler var ya… Onlar biraz daha içe dönük.

Kafatası mesela:

— “Ben toplantı sevmem, dışarı çıkmam.”

Sakrum:

— “Ben sadece destek veririm, sahne bana göre değil.”

Kuyruk sokumu:

— “Oturuyorsan buradayım, gerisi beni ilgilendirmez.”

Kemiklerin psikolojisi: Biraz abartılı bir yorum ama eğlenceli

Biliyorum, kemiklerin psikolojisi olmaz. Ama İzmir sıcağında 14.00’te yürürken insan her şeyi kişileştirebiliyor.

Hatta bir gün kendi kendime düşündüm:

“Acaba dizim neden konuşkan ama kafatasım neden sessiz?”

Cevap basit aslında: biri hareket için var, diğeri koruma için.

Ama bunu böyle düşünmek daha eğlenceli.

Hareket etmeyen kemiklerin hayata bakışı

Eğer o kemikler konuşabilseydi muhtemelen şöyle derlerdi:

Kafatası:

— “Ben sabitim çünkü görevim önemli. Panik yok.”

Sakrum:

— “Herkes koşarken ben taşıyorum.”

Kuyruk sokumu:

— “Beni unutmayın, ben de varım ama minimal yaşıyorum.”

Günlük hayatta kemik farkındalığı kazanmaya gerek var mı?

Aslında yok. Ama insan bazen merak ediyor. Özellikle uzun süre oturunca, bilgisayar başında kambur kalınca veya İzmir’de rüzgarı arkana alıp fazla rahat yürüyünce.

Bir anda vücudun diyor ki:

— “Biz burada bir sistemiz, lütfen saygı duy.”

İşte o an “Hangi kemikler oynamaz?” sorusu bir anda Google’a yazılan ciddi bir sorguya dönüşüyor.

Kemiklerle ilgili yanlış bilinen komik şeyler

İnsanlar bazen kemiklerin tamamen sabit olduğunu sanıyor. Halbuki bu doğru değil.

Ama şu yanlış algılar çok yaygın:

— “Kafatası tek parça kemiktir” (hayır, birleşik yapı)

— “Hiç hareket etmez” (çok küçük mikro esnemeler olabilir)

— “Kemikler canlı değil” (aslında canlı doku içerir)

Ama tabii bunları konuşurken sohbet genelde şu noktaya gidiyor:

— “Abi boşver, benim bel niye ağrıyor onu söyle.”

İzmir sokaklarında iskelet düşünmek

Bazen Kordon’da oturuyorum, insanlar geçiyor. Herkesin içinde 206 kemik, milyonlarca hücre ve bir sürü düşünce var.

Ve ben kendi kendime diyorum ki:

“Bu kadar sistemin içinde en sessiz çalışanlar genelde en önemli olanlar.”

Kafatası mesela… hiç konuşmaz ama bütün sistemi korur.

Sakrum… kimse fark etmez ama tüm yükü taşır.

Kuyruk sokumu… sadece gerektiğinde kendini hatırlatır.

Aslında biraz insan ilişkilerine de benziyor.

Kemik metaforu: Fazla düşünülmüş bir çıkarım olabilir

Belki de kemikler üzerinden hayatı fazla yorumluyorum. Ama İzmir’de yaşayıp da biraz fazla düşünmemek zaten imkânsız.

Bir gün vapurda karşıya bakarken düşündüm:

“Ben aslında sabit olan şeylere mi tutunuyorum, yoksa hareket edenlere mi?”

Sonra belim ağrıdı, düşünmeyi bıraktım.

Sonuç yerine değil, sadece devam hissi

Sizin İçin Seçtik: Hangi kan değerleri tehlikeli ?

“Hangi kemikler oynamaz?” sorusu ilk bakışta basit bir anatomi sorusu gibi duruyor ama aslında insanın kendi bedenini fark etme yolculuğuna açılan bir kapı gibi.

Kafatası, sakrum ve kuyruk sokumu gibi sabit yapılar bize şunu hatırlatıyor: Her şey hareket etmek zorunda değil. Bazı şeyler sadece sistemi ayakta tutmak için vardır.

Ve belki de en komiği şu: Bunu düşünürken bile oturuyorsan, kuyruk sokumun sana sessizce destek veriyor olabilir.

Umarız “Hangi kemikler oynamaz” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Tomm ailesiyle kalmaya devam edin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://ilbetgir.net/betexper indir