Favlamak ve Toplumsal Düzen: Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme
Giriş: Güç, Toplum ve Dijital Düzen
Günümüz dünyasında, toplumsal düzen yalnızca fiziksel mekânlarda ve somut kurallarda şekillenmiyor. Sosyal medya, özellikle de Twitter gibi platformlar, yeni bir dijital toplumsal alan yaratarak, bireylerin birbirleriyle ve iktidarla etkileşimini farklı bir boyuta taşıyor. “Favlamak” kelimesi, bu dijital arenada bir anlam kazanmış terimlerden yalnızca biri. İlk bakışta, basit bir beğeni hareketi olarak görülebilir; ancak derinlemesine düşündüğümüzde, bu eylem toplumsal gücün, katılımın ve siyasetin dijitalleşmiş haliyle nasıl etkileşimde olduğunu gösteren önemli bir göstergedir. Peki, favori verme ya da “favlamak” ne anlama gelir? Bir anlamda bu terim, bir mesajın, düşüncenin veya bir bireyin toplumsal düzende ne kadar meşru ve etkili olduğunu onaylamak için kullanılan dijital bir “mühür”dür. Bu yazıda, “favlamak” eylemini, iktidar, demokrasi, yurttaşlık ve katılım gibi siyasal kavramlar çerçevesinde inceleyeceğiz.
Favlamak: Dijital Katılımın İfadesi
Favlamak, genellikle bir kişinin sosyal medya platformlarında paylaşılan bir içeriği beğenmesi anlamına gelir. Ancak, bu basit eylem, dijital mecralarda güç ilişkilerinin nasıl kurulduğuna dair daha derin bir anlam taşır. Dijital ortam, bireylerin kimliklerini ifade etme, toplumla etkileşimde bulunma ve toplumsal olaylara dair görüşlerini paylaşma biçimlerini dönüştürmüştür. Bir içerik “favori” olarak işaretlendiğinde, bu sadece bir onaylama değil, aynı zamanda içerikle kurulmuş bir bağlantıdır. Bu bağlamda, bir içerik favori (yani beğenilen) haline geldiğinde, kullanıcı toplumsal düzenin ve iktidarın onayını almış olur.
Günümüzde sosyal medya, bir tür “halk meclisi”ne dönüşmüştür. Bireyler, toplumsal olaylar ve siyasi görüşler hakkında açıkça fikir belirtebilirler. Fakat bu katılım, geleneksel demokrasilerdeki seçimlere, temsilciliğe veya fiili oy kullanma hakkına benzer şekilde, belirli bir meşruiyet kazanır. Buradaki soru şudur: Bir kullanıcı, yalnızca sosyal medya üzerinden favori vererek, gerçek dünyadaki toplumsal ve siyasi değişimlerde ne kadar etkili olabilir?
İktidar ve Meşruiyet: Dijital Alanın Gücü
Sosyal medya platformları, iktidar ilişkilerini yeniden şekillendiren bir etkiye sahiptir. Michel Foucault’nun iktidarın her düzeyde ve her yerde var olduğunu savunan anlayışını göz önünde bulundurursak, dijital ortamda da iktidar, yalnızca geleneksel devlet yapılarında değil, bireyler arası ilişkilerde, platformların algoritmalarında ve toplulukların oluşturduğu normlarda da kendini gösterir.
Bir içerik, yalnızca “favori” alarak meşruiyet kazanmıyor, aynı zamanda bu içerik üzerinden yapılan etkileşimler, belirli bir görüşün toplumsal onayını da temsil edebiliyor. Twitter’da veya Facebook’ta bir mesajın, paylaşımın veya görüşün favori alması, o görüşün toplumsal gerçeklikteki etkisini ve geçerliliğini artırır. Örneğin, bir politikacı, bir düşünür veya bir gazeteci paylaştığı mesajlarla takipçilerinin onayını alır; bu, onun söylediklerinin toplumsal düzeyde bir doğrulama aldığını gösterir. Bu bağlamda, “favlamak”, sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda iktidarın yeniden dağıtılmasının dijital bir sembolüdür.
Burada meşruiyet kavramı devreye girer. Bir düşüncenin veya mesajın meşru olup olmadığı, dijital ortamda “beğenilme” üzerinden belirleniyor. Fakat, burada şu önemli soruyu sormak gerekir: Dijital mecralarda kazanılan bu meşruiyet, gerçek dünyadaki siyasal veya toplumsal değişimler için ne kadar geçerlidir? Sosyal medya üzerinden edilen onaylar, fiziksel dünyadaki toplumsal yapıları ne derece etkileyebilir?
Demokrasi, Katılım ve Toplumsal Düzen
Sosyal medya, demokrasi ve katılım açısından çok önemli bir araçtır. Ancak, dijital katılımın demokrasiyi derinleştirdiği ya da zayıflattığı konusunda farklı görüşler vardır. Bir yanda, sosyal medya aracılığıyla bireylerin daha fazla ses çıkarması, politik tartışmalara daha aktif katılım göstermeleri bir anlamda demokrasiyi güçlendiren bir faktör olarak görülür. Öte yandan, sosyal medyanın demokratik süreçlere etkisi, sadece belirli grupların sesinin duyulmasına olanak tanırken, toplumun geneline yönelik etkilerinin kısıtlı kaldığı da ileri sürülmektedir.
Alexis de Tocqueville, demokrasi üzerine yaptığı çalışmalarda, bireylerin devletle olan ilişkilerinde, toplumsal bağlamda katılımın önemini vurgulamıştır. Dijital ortamda “favlamak”, katılımın yeni bir biçimi olarak karşımıza çıkar. Ancak bu katılımın sınırlı olması, bir mesajın sadece favori almasıyla sınırlı kalması, eyleme dönüşmeyen bir katılım modelini de doğurur. Gerçek bir toplumsal değişim, yalnızca dijital onaylarla sağlanamaz; bunun ötesinde, sokakta, seçimlerde ve toplumda somut hareketlerin ortaya çıkması gerekmektedir.
Kurumlar ve İdeolojiler: Dijital İktidarın Sınırlamaları
Sosyal medya ve dijital etkileşimler, kurumlar ve ideolojiler arasındaki ilişkileri de yeniden şekillendirir. Örneğin, bir sosyal medya platformunda “favlamak” gibi basit bir eylem, bir siyasi görüşün popülerliğini arttırabilir, fakat bu durum her zaman toplumun farklı kesimlerinde benzer bir etki yaratmaz. Antonio Gramsci’nin hegemonya anlayışını düşündüğümüzde, dijital dünyadaki hegemonik güçlerin, özellikle güçlü medya kuruluşlarının ve politik yapılarının, bu dijital katılım süreçlerini nasıl yönlendirdiğini görmek mümkündür.
Sosyal medya, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda güçlü kurumsal aktörlerin de kontrol ettiği bir alan haline gelmiştir. Dijital ortamda favori verilmesi, sadece bireylerin düşünce özgürlüğünü yansıtmaz; aynı zamanda medya şirketleri, hükümetler ve diğer büyük aktörlerin belirli ideolojilerin yayılması konusunda nasıl bir güç kullandığını da gösterir. Hegemonik güçler, dijital platformlarda toplumu yönlendiren düşünceleri şekillendirebilir ve belirli ideolojilerin güç kazanmasına yardımcı olabilir.
Sonuç: Dijital Katılım ve Gerçek Dünyada Etkisi
Dijital dünyanın, toplumsal düzene ve siyasete etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmektedir. “Favlamak” gibi bir eylem, başlangıçta basit ve kişisel bir tercih gibi görünse de, toplumsal anlamda büyük bir güce sahiptir. Bu eylem, meşruiyetin, katılımın ve iktidarın yeniden şekillendiği bir dijital alanda, bireylerin siyasal düşüncelerini nasıl ifade ettiklerini ve toplumsal değişim için nasıl bir güç oluşturduklarını gösterir.
Ancak, bir mesajın veya görüşün dijital ortamda favori alması, yalnızca bir onaylama değildir; bu eylem, dijital dünyada bir görüşün ne kadar meşru olduğunu gösteren, toplumsal güç ilişkilerinin yansımasıdır. Sosyal medya, bireylerin katılım gösterdiği bir alan olsa da, bu katılımın ne kadar somut ve etkili olduğu hala tartışmalıdır.
Dijital mecralarda verilen onaylar, toplumsal ve siyasi değişim için ne kadar yeterlidir? Gerçek dünyada somut eylemler, yalnızca dijital onaylarla mı şekillenir? Bu sorular, dijitalleşen dünyada katılımın ve iktidarın nasıl işlemesi gerektiğine dair önemli tartışmalar yaratmaktadır.